Hirudoterapi

(Sülük Tedavisi)

Sülük Tedavisi İzmir

Hirudo tedavilerinin tümünün merkezinde basit bir tedavi prensibi yatar. Hirudin, Hirudo medicinalis'in (tıbbi sülük) sağladığı doğal 7000- 9000 dalton büyüklüğünde bir peptittir. Bu canlı, 10-20 cm uzunluğunda 1-1,2cm genişliğinde, hermofradit segmentli solucan türü etçil bir canlı olup, bir ucunda tutunmak amaçlı kullandığı vantuzu mevcuttur. Diğer ucunda kan emmesini sağlayan üç çeneden oluşan cildi kesip yapışmaya yarayan vantuzu mevcuttur. Beş çift gözü ve gövdesinde de 32 adet akordion şeklinde segmentleri mevcuttur. Yanak içi tükürük bezlerindeki salgı; iyi bir antikoagülan (kan sulandırıcı, pıhtı çözücü), vazodilatasyon (damar genişletici), analjezik, lokal anestezik ve antienflamatuar özelliğe sahip olduğu bilinmektedir. Bu tükürük salgısı; içerisindeki peptit yapılı maddelerin kana karışmasıyla birlikte o bölgedeki damarları genişleterek antikoagülan ve antifibronojen ve trombus oluşumunu engelleyen özelliğinden dolayı kanın kolay akmasını sağlar. Sülükler, beslenme işlemi sırasında başta hirudin bileşiği olmak üzere, farmakolojik açıdan, bazı yazarlara göre 104 bazı yazarlara göre 120 civarında aktif madde karışımı salgılarlar.

Doğal kaynaklardan büyük miktarlarda hirudin elde etmek zordur, fakat Haziran 2004'te Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu (FDA), yüzyıllardır kullanılan bu geleneksel tıbbi yönteme onay vermiştir. Sülükler, modern tıpta reimplantasyon, rekonstrüksiyon cerrahisinde ve her türlü cilt fleplerinde (rotasyon, serbest cilt flepleri gibi) dolaşım problemlerini çözmede, özellikle venöz konjesyonu (göllenme) çözmede kullanılmaktadır.

Yaklaşık olarak 600 sülük türü olmasına rağmen, sadece 15 kadarı "tıbbi sülük" olarak sınıflandırılmaktadır. Bugün, tıbbi sülükler tek kullanımlık olarak el değmeden yetiştirilip, saklanıp tedaviden sonra imha edilmektedir. Tekrar tekrar kullanılan sülüklerde bir hastadan diğerine bakteri ve virüs gibi bulaşıcı hastalık taşıma riski vardır. Bu yüzden de tıbbi sülükler tek seferde kullanılarak imha edilmelidir.

Steril şartlarda yetiştirilmelerine karşın, sülüğün kandan aldığı besinin çürümesini sağlayan ve sindirim için önemli bir takım enzimler temin eden Aeromonas hyhila bakterisi, hastaların %20'sini, özellikle de zayıf bir bağışıklık sistemi olanları enfekte edebilmektedir. Ancak, aeromonaslar diğer bakterileri de öldürmekte ve bir sebeple sülük içinde stafilokoklar üreyememektedir.

Hirudin, trombinin prokoagülan aktivitesini inhibe etme yeteneğine sahiptir. Aslında, pıhtı, trombus oluşumlarını çözen hirudin, trombinin en güçlü ve doğal inhibitörüdür; dolayısıyla, kan pıhtılaşma bozuklukları, ciltteki varisler ve hematomları tedavi edicidir. Yaygın olarak kullanılan reçeteli antikoagülanlar karşısındaki avantajı ise, hirudinin diğer serum proteinlerinin biyolojik aktivitesine müdahale etmeden kompleks trombine etki ediyor olmasıdır.

Ancak, tükürük bezleri antikoagülasyondan başka faydaları da olan 100'den fazla biyoaktif madde içerdiği tespit edilmiş.

Tarihçe

Tıbbi sülüklerin kullanımı oldukça eskidir. Kayıtlar, Mısırlıların MÖ 3500 yıldan daha eski bir süreden beri sülük tedavisi kullandığını ve duvarlardaki hiyerogliflere (genelde yanlışlıkla kobra sanılan) sülüklerin de işlendiğini savunan tarihçiler vardır. Mısırlı firavunların mezarları sülük resimleri içermekte ve Antik Yunan ve Roma metinlerinde sülükle tıbbi tedavi açıklamaları bulunmaktadır. Sülük kullanımı Avrupa'da 18. ve 19. yüzyılda popülerlik kazanınca, zor bulunur olmuşlardır. Sülük tedavisi, hastalıkları tedavi etmekte kullanılagelmiştir.

Herophilos (M.Ö. 335-280), insan kadavralarında sistematik olarak bilimsel disseksiyonlar gerçekleştiren ilk bilim adamı ve ilk anatomist olarak kabul edilen Yunan doktordur. Başka bir Yunan doktor olan Hipokrat (M.Ö. 460-370) ise "tıbbın babası" olarak kabul edilir. Batıl inançları, efsaneleri ve hastalığa neden olduğu ileri sürülen doğaüstü veya ilahi güçleri reddeden ilk doktor olmuştur.

Her iki doktorun da, "hümorları dengeye getirmek" üzere hastadan kan almak için diğer yöntemlerin yanı sıra, tıbbi sülükleri de kullandığını yazan kaynaklar vardır. Eski tıp felsefesinin dört hümorü, kan, balgam, kara safra ve sarı safradır. O zamanki inanışa göre, insan vücudunun düzgün çalışması için bu dört hümor dengede tutulmalıydı. Herhangi bir hastalığın, bu hümorlardaki bir dengesizlik sonucu oluştuğu düşünülüyordu. Baskın hümorun ise kan olduğuna inanılıyordu.

Önemli bir doktor, filozof ve Roma döneminin en başarılı tıp araştırmacısı olan Aelius Galenus (M.S. 129-200), kan alımını (bloodletting) Roma'ya getiren ilk kişidir. Teorileri, bin yıldan fazla bir süre boyunca batı tıp bilimini etkilemiştir. Galen, dört hümordan kanın en baskın olup en çok kontrol altında tutulmaya ihtiyaç duyan hümor olduğunu düşünüyordu. Tıbbi sülükler için Hirudo medisinalis adını ilk kullananlar Romalılar olmuştur.

Sülük tedavisi veya Hirudoterapi, Roma İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra da devam ederek Orta Çağ boyunca da popülerliğini sürdürmüştür. Yüzyıllar boyunca, tüm dünyadaki hastalık tedavilerinin ayrılmaz bir parçası olarak kalmıştır. Çeşitli şekillerde yapılan kan alma işlemi, özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nin ilk yıllarında popülerdi. Bağımsızlık Bildirgesi'nin imzalayanlardan biri olan Dr. Benjamin Rush, arterlerin (atardamar) durumunun hastalıklarda kilit rol olduğunu düşünerek, kan alınmasını tavsiye etmiştir.

Bazen, "kan alma" işlemi abartılı bir şekilde yapılmaktaydı; pek çok durumda işe yarayınca, bazıları her şey için bunu kullanmaya başlamıştı. 1800'lerin başındaysa, Fransız doktor Poliniere "Sülükler - büyük bir iyilik mi yoksa kötülük mü getiriyor?" diye sormaktaydı.

Kraliyet Hekimler Akademisi'nde ders veren doktorlardan Dr. Henry Clutterbuck ise 1840 yılında, "kan alma işleminin, sağduyulu bir şekilde kullanıldığı zamanlar, bu derece bir çare olabileceğini tahmin etmek güçtür" şeklinde konuşmuştur.

Gerçekten de, 1800'lerin ortalarında sülüğe olan talep öyle yüksekti ki Fransızlar tıbbi amaçlar için yılda kırk milyon kadar sülük ithal ediyordu. Takip eden on yılda, sadece İngiltere'de Oxford'da kendi çiftliklerindeki üretim yetersiz geldiğinden Fransa'dan yılda altı milyon sülük ithal etmişti. Ve bu durum sadece Avrupa'ya özgü olmayıp, Asya ve Ortadoğu'da da sülük kullanımında bir patlama olmuştu.

20. yüzyılın ortalarında antibiyotiklerin gelişiyle birlikteyse, sülükler gözden düşmüş olmakla birlikte; bu uzun sürmedi. 20. yüzyılın ikinci yarısında, plastik ve rekonstrüktif ameliyatlardaki, mikrocerrahideki ilerlemelerle birlikte sülükler de geri dönüş yaptı. Bu gibi operasyonlarda meydana gelen en büyük sorunlardan biri, yetersiz venöz drenaj sebebiyle görülen venöz tıkanıklıktır (toplardamar sisteminde kan birikmesi). Bu durum venöz yetmezlik (toplardamar yetmezliği) olarak bilinir. Eğer bu tıkanıklık hızlı bir şekilde giderilmezse, kan pıhtılaşır ve dokulara ihtiyaç duydukları besinleri getiren arterler tıkanarak dokuların ölümünde sebep olur. İşte bu noktada sülükler devreye girmektedir. İstenen bölgeye uygulandıktan sonra, fazla kanı emerek dokulardaki şişliği azaltıp, normal dolaşım geri gelene kadar da taze, oksijenli kanın o bölgeye ulaşmasını sağlayarak iyileşmeyi hızlandırmaktadırlar. Sülükler ayrıca kanın pıhtılaşmasını önleyen bir antikoagülan (hirudin olarak da bilinir) salgılar.

Haziran 2004'te, Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu (FDA) Tıbbi Sülüklerin ticari olarak piyasaya sürülmesine onay vermiş ve tıbbi bir cihaz tanımına uyduklarından dolayı sülükleri tıbbi cihaz olarak sınıflandırmıştır.

Sülük kullanımı ve ilgili tıbbi araştırmalar özellikle Almanya ve Rusya gibi dünyanın bazı bölgelerinde hiç durmamıştır. Dolayısıyla, her iki ülkenin de tıbbi sülükler hakkında birçok araştırma yapmış olmasına ve Rusya'nın dünyadaki en büyük Hirudo medicinalis üreticisi haline gelmesine şaşmamak gerekir.

Sülük tedavisi; bu tedavi hakkında bir araştırma veya faydalarını destekleyen bilimsel çalışmalar bulunmadan yüzyıllar önce popüler olmuştu.

Tedavi Nasıl Yapılır ?

Bir tedavi seansı sırasında, vücutta hastalık olan bölgelere bir ya da birden fazla sülük yerleştirilir. Bazı hastalar küçük bir çimdiklenme hissederken; diğerleri ise sivrisinek ısırığına benzer bir duygu tarif etmektedir. Bu durum, sülük deriye "tutunduğunda" gerçekleşir.

Şayet yakın zamanda sarımsak yemiş veya vücudunuza parfüm sıktıysanız, sülüklerin vücudunuza tutunamayacağını akılda bulundurmalısınız.

Sülük Tedavisi İzmir

Sülük beslenmeye başladığında, ritmik bir çekme hissi oluşur. Bazı durumlarda sülük 2 dakika tutulup çıkarılırken, bazı durumlarda ise bir buçuk saat kadar veya sülük kendiliğinden vücuttan ayrılana kadar tutulmaktadır.

Sülükler ciltten içeri en çok 1- 1,2 milimetre kadar derine girmektedirler.

Geride bıraktıkları iz, Mercedes otomobil amblemi gibi üç çatallı bir işarete benzer. Bu iz zamanla kaybolmaktadır. Tedavi bölgesi sargı bezi ile sarılmalıdır.

Tedaviden sonra, yaradan kanama görülebilir. Bu sıvı, genellikle kan, lenf ve irin benzeri bir maddedir. Sıklıkla koyu renklidir. Akıntıların çoğu ilk 6 ila 12 saat içinde meydana gelmekteyken, bazen 36 saat kadar da devam edebilir. Bu durum kişiye, kanın akışkanlığına ve ne kadar az hareket ettiğine göre değişiklik göstermektedir.

Eğer akıntı yoğunsa, tedaviden hemen sonra sarılan sargının üzerine ikinci bir bandaj koymak gerekebilir.

Bolca su ya da tercihinize göre kızılcık suyu, siyah üzüm suyu, nar suyu, domates suyu ya da hindistan cevizi suyu içmek faydalı olmaktadır. Alkol almayın. İyi ve sağlıklı yiyecekler tüketin.

Hafif bir şişlik, kaşıntı ve yüzeysel bir morarma görülebilir. Kaşıntı genellikle soğuk nemli sargıyla veya limon suyu ile kontrol altına alınabilir. Kaşıntı için, gerektiğinde ilaç kullanılabilir.

Nadir de olsa ısırık bölgesinde iltihaplanma görülebilir.

Lenf bezleri geçici olarak genişleyebilmektedir. Genellikle kendiliğinden geçmektedir.

Bir sülük tedavisi seansının yapıldığı günde ve sonraki 48 saatte şu aktiviteler yapılmamalıdır:

• fizik tedavi ve/veya masaj, özellikle de derin doku masajı ve/veya lenfatik drenaj
• refleksoloji
• aromaterapi,
• akupunktur
• hafif ve ağır koşu
• bisiklet sürme
• aşırı yüzme
• ağırlık kaldırma

Aksi tavsiye edilmediyse, iki gün sonra normal aktivitelerinize devam edebilirsiniz.

Sülükler yeniden kullanılmamalıdır. Sülükleri, bir kez kullanılıp atılan bir iğne olarak düşünebilirsiniz.

Kimlere Uygulanmaz ?

Hasta aşağıdaki hastalıklardan biri varsa sülük tedavisi uygulanmamalıdır:

Sülük Tedavisi İzmir

• Hemofili
• Lösemi
• Multipl Miyelom
• Lenfoma
• Düşük tansiyon
• Anemi
• HIV enfeksiyonu - AIDS
• Kemoterapi
• Karaciğer Kanseri
• Kalp Pili
• Hamilelik
• Adet dönemi

Hasta aşağıdaki ilaçları alıyorsa sülük tedavisi uygulanmamalıdır:

• Coumadin
• Plavix
• Lovenox
• Marcumar veya muadili.
. Aspirin

Sülük tükürük bezi salgısındaki hirudin enzimi Heparine benzer bir şekilde işlev görmektedir. Yaygın kullanılan antikoagülanlardan 10 kat daha güçlü etki göstermektedir. Sonuç olarak, iki kan sulandırıcı aynı anda tatbik edilmemelidir. Aspirin, Viagra, balık yağı ve ginkgo biloba alımını durdurmak için bir hekiminizin onayını alınız.

Eğer Gingko biloba ürünleri, aspirin, balık yağı, Viagra kullanıyorsanız, sülük tedavisine başlamadan 2-3 gün önce bunları almayı durdurmak tedavinin yan etkileri oluşmaması için gereklidir.

Eğer aşağıdakilerden herhangi birini alıyorsanız, lütfen sülük uygulayan doktorunuza bilgi verin:

• Anti-enflamatuar ve antidepresan ilaçlar
• Güçlü ağrı kesici ilaçlar
• Çin bitkisel ilaçları
• Alternatif tıp kremleri
• Homeopatik ilaçlar

Hirudoterapi sırasında bazı detoks diyetlerine devam etmemek gerekir. Eğer aşağıdakiler dahil herhangi bir özel diyet uyguluyorsanız lütfen doktorunuza haberdar verin:

• Açlık diyeti
• Sadece sıvı alım diyeti
• Detoks diyeti
• Besin takviyeli diyet

Ayrıca aşağıdaki tedavilerden birini görmüşseniz lütfen doktorunuzu haberdar edin:

• Kolon hidroterapisi
• Kortizon tedavisi
• Prednizon tedavisi (migren baş ağrısı için)
• Karaciğer temizliği
• Böbrek temizleme ve/veya başka bir tür detoks
• Lenfatik drenaj
• Şelasyon tedavisi
• Akupunktur
• Arı zehri tedavisi
• Sakinleştirici ve steroid tedavisi

Bir sülük tedavisi seansının yapıldığı günde ve sonraki iki günde aşağıdaki aktiviteler yapılmamalıdır:

• Fizik tedavi
• Yoğun masaj
• Derin doku masajı
• Refleksoterapi
• Aromaterapi
• Parmakla akupunktur
• Hafif koşu
• Bisiklet sürme
• Aşırı yüzme
• Ağırlık kaldırma
• Hızlı koşu

Ayrıca, kalp pili kullanımı ve çok düşük tansiyon dahil herhangi bir tıbbi sorununuz varsa lütfen doktorunuza bildirin.

Sülükteki Biyoaktif Maddeler Nelerdir ?

• Hirudin - Kanın pıhtılaşmasını önler (trombine bağlanarak)
• Hiyalüronidaz - Hiyalüronan viskozitesini düşürür (doku geçirgenliğini artırarak); interstitial viskoziteyi azaltır.
• Apiraz - Konak trombosit agregasyonu inhibe eder
• Kolajenaz - Kollajen peptit bağlarını bozan enzimler
• Proteazlar - Yara ve yanık debridmanı enzimleri
• Lipolitik enzimler - Lipidleri parçalar; trigliseridlerin hidrolizinde görev alır
• Destabilaz - Fibrini çözer (trombolitik etki)
• Bdellinler - Anti-enflamat uar; tripsin, plazmin ve akrosini inhibe eder
• Eglinler - Anti-enflamatuar; kinaz, substilisin, elastaz, katepsin G, alfa-kimotripsin aktivitesini inhibe eder
• Calin - kan pıhtılaşmasını engeller (van Willebrand faktörünün kollajene bağlanmasını engeller). Kollajen-kaynaklı platelet birikimini inhibe eder
• Triptaz inhibitörü - Host mast hücrelerinin proteolitik enzimlerini inhibe eder
• Faktör Xa inhibitörü - Eş molar kompleks oluşturarak pıhtılaşma faktörü Xa aktivitesini inhibe eder
• Asetilkolin - Vasodilatör
• Karboksipeptidaz A inhibitörleri - Isırık yerindeki kan akışını artırır. Vazodilatatör özelliğini ortaya çıkarır.

Sülüklerle farklı hastalıkların tedavi edilmesi için belirli bir protokol vardır. Sülüklerin konulacağı alanlar, kullanılacak sülük sayısı ve uygulama sayısı, tedavi edilecek hastalığa bağlı olarak değişkenlik göstermektedir.

Tek bir sülük yaklaşık bir çay kaşığı kadar kan çeker.

Bir sülük uygulaması yaklaşık 5-40 dakika kadar sürmektedir. Sülük bir kez yerleştirildikten sonra, tamamen şişene kadar yerinde kalmaya devam edecektir. Genellikle 30-60 dakika içinde kendiliğinden düşer.

Genel Olarak Etkileri :

Sülük Tedavisi İzmir

• Kan pıhtılaşmasında azalma
• Trombolitik (pıhtı parçalama)
• Antiiskemik (dokulara ve organlara kan akışında iyileşme)
• Antihipoksiya (dokulara ve organlara daha iyi kan ve oksijen akışı)
• Antihipertansif (normotansif)
• Toksinlerin ve kan pıhtılarının, kan ve lenf sistemi yoluyla tahliyesi
• Mikrodolaşımın restorasyonu
• Nöromüsküler impuls (iletim kazanımı)
• Vasküler geçirgenliğin restorasyonu
• Bakteriyostatik (iltihaba yol açan mikroorganizmaların imhası)
• Bağışıklık sistemini uyarıcı etkileri olduğu kaynaklarda bildirilmektedir.